Haksen’e üye sendikaların 28 Aralık 2013 tarihinde yapılan 3.Olağan Genel Kuruluna katılan Avrasya Eğitimciler Birliği Genel Başkanı Şuayip Özcan , gündeme ilişkin çok çarpıcı açıklamalar yaptı.
1992-2008 yılları arasında 16 yıl Türk Eğitim-Sen Genel Başkanlığı yapan Şuayip Özcan, Türk Eğitim-Sen’in yetkili sendika olduğu bir dönemde kendi isteğiyle genel başkanlık görevini bıraktı.
Türkiye Kamu-Sen’de Genel Sekreterlik görevini de yapan Şuayip Özcan halen Avrasya Eğitimciler Birliği Genel Başkanlığı’nın yanı sıra Yeniçağ Gazetesinde köşe yazarlığı da yapmaktadır.
Şuayip Özcan genel kurul’da yaptığı konuşmada, memur sendikal mücadelesinin içinde bulunduğu durumla ilgili çok çarpıcı tespitlerde bulundu.
Özcan’ın konuşmasında şunları söyledi;
“Sayın Divan, Siyasi Partilerimizin değerli temsilcilerimiz kıymetli Genel Başkanım, Değerli Şube Başkanları ve çilekeş sendikacı arkadaşlarım toyunuz kutlu yolunuz açık olsun.
Tabi takdimde de belirtildiği gibi bir eğitimci olarak halen de eğitimciliğim devam ediyor. Bir fiil çalışmasam da bir kısım etkinliklerin içerisinde gerek yazılarımla gerek yaptığım faaliyetlerin içinde bulunma münasebetiyle izninizle bir eğitimcinin hikayesiyle sözlerime başlamak istiyorum.
Yeni göreve atanan tarih öğretmenimiz sınıfa girdiğinde sınıfın genel kültür seviyesini ve bilgisini ölçmek ister. Çocuklar der: Roma’yı kimler yaktı der, çocuklar hep bir ağızdan “vallahi öğretmenim biz yakmadık” derler. Buna üzülen öğretmen koridorda dalgın dalgın yürürken müdüre rastlar. Müdür bey sorar, der ki hocam hayırdır nedir bu dalgınlık ? vallahi müdür bey der çocuklara sordum Roma’yı kim yaktı diye. Hepsi birden vallahi öğretmenim biz yakmadık dediler der. Üzülme der hocam be, öğrenci milleti hep böyledir. Yaksalar da yakamadık derler der. Buna daha çok üzülür geceleyin evinde yemek yemeyi bile canı istemez. Hatun sorar bey hayırdır daha ilk gününde sen bir üzüntüyle geldin. Neyin esidir bu iş? Vallahi hatun ne olsun der, ya böyle böyle olaylar yaşadım. Üzülme bey ben kimin yaktığını biliyorum der. Kimmiş der. Vallahi geçenlerde televizyona Kenan diye biri çıktı yakarım Roma’yı ben yakarım diyordu herhalde o yaktı.
Ülkede yaşananlara baktığımız zaman hiç kimse mesuliyet almıyor, hiç kimse olanları yapılanları ya komplolarla anlatmaya çalışıyoruz yada Ülkenin lehine veya sizin aklınız yetmez diyerek geçiştirmeye çalışıyoruz. Halbuki şöyle bakıldığı zaman demokrasinin mabedi olan o güzelim Meclisimizde adeta sokak çocukları gibi küfürlü kavgaların yaşandığı bir ortamın içinde buluyoruz. Bununla da yetinmiyoruz makamlar yandaşlarımıza peşkeş çekiliyor. Sanki diğer kesim bu ülkenin insanı değilmiş gibi dışlanıyor onlar makamlarda alınmak suretiyle bir köşeye depo ediliyor. Bir makamdan 3 kişiye 5 kişiye maaşlar ödeniyor.
Bunlar bunu alırken diğer taraftan okul yaptıracağız diye. Ayakkabı kutularına paralar dolduruyorlar. Ancak devlette görevini yapmak isteyen o zavallı Ayazın Babası, asker Ayazın Babası komutanının verdiği harçlıkla soğuktan ölmüş çocuğunun mezarını ziyarete geliyor. İşte Türkiye’deki adalet bu ha bunu kim yapıyor; bunu biz yapıyoruz, bunu bu ülkenin insanları yapıyor. Hiçbir zaman için gerçekleri söylemiyoruz veya gerçekleri yaşamıyoruz.
Değerli konuşmacıların belirttiği gibi çıkarlarımız doğrultusunda hareket ettiğimiz için bu hale geliyoruz. Peki gerçekleri konuşursanız ne olur? Gerçekleri konuşmaya kalkarsanız ya götürülür atılırsınız içeriye günlerce zindan da yatarsınız. Size kimse selam da vermez bana da bulaşır diye veya öbür tarafta sizi vurdurmaya ve öldürmeye kalkarlar.
Nitekim bunları yaşayan bir kardeşiniz olarak söylüyorum: ya bu ülkede sivil toplu kuruluşuysanız yandaş olacaksınız birilerine topuk selamıyla emir verip emredin diyeceksiniz onlara, onlara hizmetlilerden aldığınız aidatı yedirteceksiniz veya siz istenmeyen insan olacaksınız. Bugün yapılanlar bu, bunları yaşadık buralara geldik bunları yaşayarak, halende bu devam etmektedir. Nitekim Ülke toprakları Sayın Vekilimin dediği gibi ecdadımızın kanıyla aldığı bu topraklar parsel parsel rüşvetli birilerine satılmaktadır. Bunu yaşıyoruz. Makamlar peşkeş çekiliyor dün kardeşim diye kucaklaşıp yola çıkanlar bugün çıkar ilişkileri çatıştığı için adeta birbirini hain ilan ediyorlar. Beddualar yağdırıyor basına bakıyorsun demin hanımefendide ifade etti bir basıncı olarak da söylüyorum köşe yazarı olarak da bunu söylüyorum bir kısmı çıkarı gereği iktidarın yanında bir kısmı çıkarı gereği iktidarın karşısında olanın yanında orda bile doğru yazdığınız zaman yazılarınız makaslanıyor veya uyarı alıyorsunuz bu ülke bu yola doğru gidiyor buraya niçin geldim buraya şunun için geldim çünkü siz doğruyu söyleyen, kimsenin bahçesi olmayan, yandaşı olmayan bir kuruluş olarak Allah rızası için hak için çalıştığınız için buradayım.
Sayınız az olabilir, yetkilide olmayabilirsiniz ama namınızla şerefinizle ününüzle inancınızla ölürsünüz en azından. Öldüğünüz zamanda bu bayrağın altında gölgesinde yatmak için mücadele verdi benim dedem der torunlarınız. Bugün sayısı çok olanlara bakıyoruz. Birisi benimde içinde bulunduğum sendika açık ve net söylüyorum hiç rakibim yokken de bıraktım bu işi.
Ayhan kardeşimle birlikte de çalıştık bir abdestle 40 gün namaz kılmaya çalışıyor bir diğeri ise kendini akıllı hissederek akıllık adam pozisyonlarına bürünüp bu ülkeyi bölmek için kapı kapı dolaşıyor. Temsil ettiği kesimi masada satıyor. Buna sendikacılık diyorlar. Sendikacılık demek temsil ettiği kesimden aldığı üç kuruşu birilerine peşkeş çekmek değildir. Sendikacı demek bu ülkeye sahip çıkıp herkesle kucaklaşıp kol kola girmek demektir. Sendikacı demek mensupların çıkarı için el ele verip mücadele etmek demektir. Biz de öylemi biz de yok hani dershane olayları var. Nerde o akıllı sendikacı niye çıkıp konuşmuyor, konuşursa başına geleceği biliyor. Ülke çalkalanıyor yolsuzluk deniyor hırsızlık deniyor hakim alınıyor savcı veriliyor. Polis kovalanıyor. Niye çıkıp şu yanlış denmiyor, şu doğru denmiyor. Bu mu hak talep etmek bu mu temsil kabiliyeti bu mu insanlık. Değerli arkadaşlarım söylenecek çok şey var. Öğretmen olmam sendikacı olmam münasebetiyle zamanınızı daha fazla almak istemiyorum yoksa söyleyecek çok ifade var çok söz var. Ancak yine bir hikayeyle konuyu kapatmak istiyorum. Biliyorsunuz nevruz Hz. İbrahim’i ateşe attığında karınca o ateşi söndürmek için ağzında su taşır. Kaplumbağaya rastlar karınca, karınca kardeş hayırdır der. Vallahi der: görüyorsun yanıyor su götürüyorum der iyi de der, senin bu gidişinle o yangına ulaşman mümkün değil kaldı ki götürdüğün o suyla söndürmen mümkün değil doğru der bunu bende biliyorum da der en azından tarafımı belli ediyorum der. Siz tarafınızı belli ettiniz bunla onur duyun bunla gurur duyun mutluluk duyun.
Sizin gibi düşünmeyenler ki de inşallah bir gün düşünür sizinle birlikte olur bu temenniyle bu toyunuzu size ülkemize camiamıza Türk milletine hayırlara vesile olması dileklerimle hepinizi Allaha emanet ediyorum.”





