Sendikal alanda daima söylediğimiz bir sözdür, belirttiğimiz: “En pasif sendika, sendikasız kalmaktan iyidir.”
Sendikalar, üzerine düşeni gereği gibi yaptığında, üyelerinin her alanda hakkının takipçisi ve savunucusu olurlar. Sendikalı ve sendikasız çalışan arasında belirginlik, eğer sendika çalışanın hakkını savunur, emeğinin karşılığını almada takipçi olursa elde edinilen kazanımlardır.
Ülkemizde sendikaların sayısındaki artış, bazılarının yanlışlıklar içinde olduğunu gösterir. Madem her sendika hakkı ve emeği üstün tutar, o halde sendika sayısı bir iş kolunda iki-üçle sınırlı olur. Bu iki-üç sayısı da ülkemiz gerçeği olan fikre bağlı, düşünce etrafında sendikaların kurulmasına bağlanırdı. Malumunuzdur ki yasaca sendikaların siyasi oluşumlarla bir bağı bulunmaması gerekirken, bizde siyasi anlayışlar olmadan sendikaların büyümesi imkân dahîlinde değildir. Sendikan ile fikren bağlı olduğun anlayış bir olmalıdır. Bu yüzden kimi sendika başkanları, seçim döneminde milletvekili adayı olmaları ile bizde sendikalarla siyasi görüşlerin arasında aşikâr olan bağların tescili manasındadır.
Belirttiğimiz husus böyle iken yine bunun böyle olmadığını ikide bir haykıranlar ortaya çıkacaktır. Doğrusu bu ise inkâra yeltenmenin ne manası vardır? HAK-SEN’de bir milletvekili adaylığı söz konusu olan temsilci veya yetkili kişi, seçilmediği zaman sadece sendikada üye olarak kalır ve bir başka göreve talip olamaz. Hangi partiden aday olursa olsun, kişi için değişmeyen bir kuraldır, bu. İsterse bu sendika başkanı olsun isterse konfederasyon başkanı olsun, fark eden bir durum olamaz, bizim açımızdan. Bir suya benzettiğimiz siyasete giren kişi, mutlaka ıslanır, ismi başka düşünceyle anılır. Bundan dolayı kendisinin sendikada faal bir görev üstlenmesi, herkese eşit yakınlıkta ve uzaklıkta olma anlayışına terstir.
HAK-SEN, bu sebeple siyasi oluşumların beraberinde siyasi duruşlara karşı sendika içi bir eleştiri, oto-kritikle bir başkasının yanlış düşünmesinin önünü kapatmıştır.
Sendikaların 4/C kapsamında olanlara bakış açısında aile yardımı, çocuk yardımı yokken HAK-SEN, ana sayfasında 11-04-2011 Tarihinde gerekli yasal itirazını yapmış ve konuyu yargıya taşımıştır. Bizim 06-04-2011 Tarihli sitemizdeki makaleye bakarak, 4/C kapsamında olanlara dair yaptığımız tahlilde de eş ve çocuk yardımının gerekliliği üzerinde durulmuş ve yıllık giyim-elbise yardımının da söz konusu edilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur.
HAK-SEN isminin başkalarıyla ilişkilendirilmesini anlamak oldukça zordur. Bu sendika ismine takanların (!), çalışanların hakkını ve emeğini savunması, neden başka sebeplere dayandırılır?
İnanç sömürüsüne vardırılmak istenen Hak ismi… Sadece emeğin kendi tekellerinde olduğunu ve kendilerinden başka kimsenin emeği sahiplenmeyeceğini sananların cehaleti…
“Hak ve Emeğin Sendikası” ismini taşıyan HAK-SEN, kendi bütünlüğü içinde var olmanın gereğini yerine getirirken bir başkasının savunduğu hakların ve hürriyetlerin kendisi içinde geçerli olması gerektiğinin altını çizerken, yarın kendisini yok sayanlara da demokrasinin gerekli olduğunu hatırlatmayı görev bilir. “HAK-SEN “ denince farklılaşan, rengi atan toplulukların bulunduğu demokrasi camiasında eşit şartlarda olmadığı halde yarışa katılanların varlığını kabule yanaşmama, ne derecede demokratik şemsiye altında bulunmanın adıdır? Bir kula dokuz, dokuz kula bir pula bile yanaşmayan, taksimatı kendince yaptığı zaman haklı olduğunu sanan anlayışın sahibi kim olursa olsun, yapılan yanlışlardan dönülmedikçe çalışanın hakkı ve emeği, vicdanların sesi olanları, bizi rahatsız etmeye devam edecektir. “Bu taksimatı kurt yapmaz kuzulara şah olsa” diyen Şair, olana ve bitene nasıl duyarsız kalmıyorsa sendikaların da sessiz kalması affedilemezdir. Bizim sendikal anlayışımızda renk sarılık taşımadığı için, şahsımızın da mensubu olduğu sendikal anlayışta çalışanın hakkı ve emeği, alın teri kurumadan tahsil edilmedikçe söylenen ne varsa doğruluk mihengine vurulamaz.
Sendikaların demokrasilerde çoğunluk sayısı, onların üye temsîlinde esastır. En çok üyeye sahip olan sendika yetkilileri, alınan kararların altına imza atarken, kendi üyelerini memnun etme hakkını kullanır. Fakat bu kendisine üye olmayanların da adına davranmasına sebep verir. %10 Barajını aşamayan siyasî temsiliyetin yok sayılması gibi bir durum, sendikalar için de söz konusudur. Barajı aşmayanın yok sayıldığı sendikal anlayışta temsil çoğunluğu kime ait ise onun altına imza attığı anlaşmaların uygulanmasını resmileştirir. O halde çoğunluğu elde etmeyen sendikalar olmayacak mı?
Sendikaların siyasî partiler gibi düşünülmesi, hakkın ve emeğin savunulmasında yanlışlıkların oluşumuna zemin hazırlar. İktidarda olan parti kim ise kendisine yakın sendikaların üye sayısı artar. Çalışan, gelenek haline gelen anlayışı çözmüştür. İstenen hak ve emek ise de belirli bir zümre için atamalar, kayırmalar, görev değiştirmeler kaçınılmazdır.
Katıldığımız bir genel kurulda halen milletvekili olan bir zatın, tekrar iktidara gelmeleri durumunda sendikalara bakış açısını irdelediği konuşmasında gördüğüm tutarsızlık, affedilemezdi. Sendikalar, iktidara dayalı süreçte her şeyde söz sahibi değil midir? Dün olandan sitem edenlerin bu gün bir başkasının sitemi ile karşılaşması kaderin bir cilvesidir.
Yarın, öbür gün HAK-SEN, seçimle işbaşına kim gelirse gelsin ilkelerinden, sendikal anlayışından taviz vermeyecektir. Çalışanın yanında olmak, sendikacılığın gereğidir. Sendikacı hâkim, savcı misali çalışanın hakkını elde ettiği bir kurumdur ki onları vekil kılan da üyelerdir. Üyelere ihanet, kendi varlığını reddetmedir.
HAK-SEN, kendi bünyesinde daima üyelerinin sessini dinleyen, eleştirilerine tahammül eden, doğruların yanında yanlışların karşısında bir tavırla şekillenmiş yapıya sahiptir.
HAK-SEN, nitelikli üyenin adresidir. HAK-SEN, sayıca çoğunluğun kayda geçtiği ortamda haklılıktan yana olmanın da bir güç olduğunun işaretçisi sendikadır. HAK-SEN, çalışanın hakkını ve emeğini savunan, bunu inkâr eden kim olursa olsun, karşısında dik duruş sergileyen sendikal açılımdır.
Sahi yeni eğitim ve öğretim yılına sayılı haftalar kaldı. MEB, yeni eğitim ve öğretim yılına dair plânladığı toplantıları gerçekleştirdiğinde eğitim iş kolunda çalışan sendikaları çağıracak mı? Sendikaları çağırırken ölçü ne olacak?
Yeni eğitim ve öğretim yılında bu sene, okulun memurları, çalışan hizmetli kadrosu da eğitim ve öğretim tazminatından ilk kez faydalanacak mıdır? Onlar da eğitimin ve öğretimin bir parçası değil midir?
Eğitim HAK-SEN’in ikinci Genel Kurulu’nda söz hakkı istediğimizde Genel Başkanımız Sayın Hanifi GÖKÇEK, eğitim ve öğretim, yeni yılın öğretmenlere verilen okul hazırlık ödeneğini memurlarla hizmetli emekçilerle paylaşma isteğini dillendirmişti.
Genel Başkanımızın bu hususta paylaşım isteğine şahsen kendi adıma ben de katılıyorum: Bana verilecek hazırlık ödeneğinde memurun ve hizmetlinin hakkı var.
Bütçeye konulmamış, oldukça açık oluşturacak bu ödenek için artış yapmayınız. Bize verilecek zamlı ödeneğin zam kısmını gelin memura ve hizmetliye veriniz.
Buna itirazı olan sendika var mıdır? Bilmiyorum.
Siyaset dünyasında sendikacılık oldukça zor bir uğraştır.
Biz çalışan memurun, hizmetlinin, emekçinin hakkını bu şekilde de savunmuyorsak, külahımızı önümüze koyup bir daha düşünmeliyiz…
İpler kimin elinde ve biz neden bu alanda sendikacılık oyunu içinde figüranız?
Yeni eğitim ve öğretim döneminde bu yıl karşılaşılan sorunların, meselelerin çözümü için tüm eğitim iş kolundaki sendikaların görüşleri alınmalıdır. Mutabakata varılan anlaşma, eşit şartlarda topluma deklare edilmelidir. Haydi siz yetki sahibisiniz de eğitim ve öğretim için alınan kararlarda tek başına siz söz sahibi olamazsınız. Bugünkülere söylediğimiz gibi sözümüz dünküler için de geçerlidir.
Bizim eğitim iş kolundaki tekliflerimizden biri de budur.
Yoksa önerdiğimiz teklif, daha önce aklınızın bir kenarından geçmiş miydi?
Gerçek o ki biz artık ahvalimize gülmek istemiyoruz.
Eğitim ve öğretimde şifre rezaleti, ALES’teki basım hataları, kimi rektörlerin tekrar hortlayan başörtü sendromu, vekil-sözleşmeli öğretmen sıkıntısı, 4/C kapsamında çalışanların içler acısı durumu, dersliklerin kimi yerlerde azlığı, altmışları geçen seksenlere ulaşan sınıf mevcutları, ele alınması gereken diğer konulardır.
Siz hala sendikacılığın basit bir şey olduğunu mu sanırsınız….
Demokrasiye icabet, insan hakları, inanç özgürlüğü,..
Çok şey istemiyoruz. Eğitime siyasetin gölgesi bulaşmasın yeter. Dün yapılanları da bu gün yapılmak istenenleri de tasvip etmiyoruz. Bu günküler dünü, dündekiler bu günü eleştirmesin. Biz herkesin okumasından yanayız, şekilciliğin, fikir çatışmasının artık terk edilmesini istiyoruz.
Sendikaların çıkmazında HAK-SEN, gerçekten bir alternatiftir. Bunu artık biz değil, bir başkası söylemekte iken, kendimizi niçin tanıtmayalım, neden mütevazı –sessiz kalmaya devam edelim?





